4 Mayıs 2015 Pazartesi
3 Mayıs 2015 Pazar
YAMAHA X MAX 250 ABS İNCELEMEM
Herkese merhaba. Bugün sizlere kara kızdan bahsedeceğim. Kara kız benim X Max'e koyduğum isim :) Efendim motorumuz oldukça hoş. Fotoğraflardan belli oluyor zaten değil mi?
X max'in önden görünüşü, devasa bir motosiklet görüntüsünde, en çok bu yönüne aşık oldum diyebilirim. Araçların arkasında durduğunuz zaman, sizi dikiz aynasında görenler arkada kaliteli bir motor olduğunu fark ediyorlar. Bana öyle geldi, bilmem belki de ben ön kısma çok fazla anlam yüklemiş olabilirim :)
Motorun arka kısmı ise ön kısımdaki gibi heybetli değil ve arkaya doğru sivrilerek ufalıyor. Burada da benim gözümde bir yarış motorunun etkisine sahip bence.
Motor her yönden gayet yeterli büyüklükte duruyor, küçük motor izlenimi vermiyor diyebilirim. Özellikle yanına normalde gördüğünüzde gözünüze büyük görünen makineler park ettiğinde gerçekten pek ufak olmadığını hissettiriyor diyebilirim.
X Max sportif duruşa sahip bir motor, peki bu sportiflik ne kadar ruhunda var? Bence tartışılır, ama motorumuzun henüz rodaj aşamasında olduğunu belirteyim. Belki sonradan daha fazla açılabilir. Kilometre 250'de. Daha bebek adımları attık, büyüyeceğiz.
Efendim motorumuzun gösterge paneli ise gerçekten harika. Her şey dijital. Üstelik otomatik vites olmasına rağmen devir saatimiz bile var. Gece de rengi çok güzel oluyor. Turuncu, gözü yormayan, rahat okunan göstergeleri var. Ayrıca yol bilgisayarı hiç fena değil.
Önde bir de camımız var. Bizi önden esen rüzgarlardan çok fazla koruduğunu söyleyemeyeceğim. Anca çok düşük hızlarda etkisini görebiliyorsunuz, çünkü motorun oturuş pozisyonu oldukça yüksek. Ben 1,67 boyumla anca parmak uçlarımda basabiliyorum yere. Bu durumu benim gibi kısa boyluların dikkate almasında fayda var. Arkanızda artçınız varken, motoru durduğu yerde sabit tutmak bayağa yorucu olabiliyor. Ayak ucunuza bayağa ağırlık biniyor.
Bir de bizim X Max'de ABS var ki, işte esas süper olan kısmı bu. Çok memnunum. Eski motorum X City'de olduğu gibi ani fren yapmaktan korkmuyorum. X City'de 2 kere ani fren yapmış ve kayan lastiklerle motoru zor toplamıştım. Bu ABS insana güven veriyor, gaza daha bir rahat asılıyorsunuz. Durabileceğini bilmenin güveni var bu motorda, bunu size hemen hissettiriyor. X Max almaya niyeti olanlar 1000 TL farkı ödemekten kaçınmasınlar, naçizane tavsiyem.
Lastiklerimiz biraz küçük mü duruyor ne? Evet eski motorumdan biraz küçük, ama beni etkiledi mi? Hayır, henüz değil. Yeri gelmişken şunu da söyleyeyim, üzerindeki lastikler gayet iyi. Memnun kaldım. Hafif yağmurda, ıslak zeminde de kullandım, kaymadı.
Başka neler diyeyim? Bagaj. Bagaj. Bagaj. Bu motorun esas can yakan kısmı bu. 2 tane çeneden açılabilir tam kask alıyor ve hala orta kısımda biraz yeriniz kalıyor. Artçı konforuna değinecek olursam, o da gayet iyiymiş, sadece eşim bindi ve memnun kaldı. X City'den çok daha rahat olduğunu ve kendini güvende hissettiğini söyledi. Öteki motorda çok sallanmadan şikayetçiydi. Gerçekten de bu motorun süspansiyonları daha konforlu gibi. Klasik Yamaha sertliği var, ama X City gibi de değil, çok daha iyi.
Hep karşılaştırma yapıyorum X City ile. İster istemez yapıyor insan. Ama bakmayın siz X City şöyle böyle dediğime. O da gayet güzel bir makineydi. Hem onun da X Max'e göre artıları yok değil. Mesela lastiklerin daha büyük olması bir avantaj. Arkasında bagaj demiri hazır satıldığı için, ekstra 500-600 lira para verip bagaj demiri almaya gerek yok. Al çantayı taktır. Ön cam da önden esen rüzgarlarda X Max'den çok daha iyi koruyordu. Ama burada şunu da belirtmek isterim ki, X Max'in yan rüzgarlardan etkilenmesi X City'den çok daha az. Yakıt olarak bakarsak ise yakınlar diyebilirim. Bir de X City kısa boylular için zapt etmesi daha kolay bir motor. Ayağınız biraz daha yere basıyor. X City'nin bagajı bir çeneden açılır tam kaskı almıyordu, ama küçük de sayılmazdı. Gene bayağa bir eşyayı toplayabilecek bir bagajı vardı. Ayrıca keşke X Max'te de olsaydı dediğim ön kısımdaki askısı, alışveriş poşetlerini asmak için birebirdi. Torpido gözlerindeki yer olarak sanırım X City'nin kilitli tek parça olan torpidosu daha çok eşya alıyordu. X Max'te sağlı sollu 2 adet torpido gözü var, biri kilitli, biri kilitsiz. İçine anahtarlık ve gözlük kabı koyunca içi doluyor.
Motoruma çektiğim incelem videosu da aşağıda. Yüksek rüzgar sesi için kusura bakmayın.
Bir de montaj yaparak çektiğim bir video var, ona da bakabilirsiniz.
Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Hem X Max'i biraz anlattık hem de aynı kulvarda olan kardeşi X City ile kıyasladık. Aklınıza takılan, benim burada yazmayı es geçtiğim sorular olursa çekinmeden danışabilirsiniz. İyi günler.
28 Nisan 2015 Salı
SJCAM 4000 WIFI TÜRKÇE İNCELEME VİDEOSU
Merhaba herkese. Son zamanlarda özellikle motosiklet kullanıcılarının gözdesi haline gelen ve ucuz ama kaliteli çakma GoPro olarak da adlandırılan SjCam 4000 wifi model kamera için bir inceleme videosu çektik. Daha önce ara sıra bloğumu takip edenler varsa bilirler, SjCam 4000 wifi modelinin oldukça detaylı bir incelemesini fotoğraflarla da süsleyerek yazmıştık, şimdi de bir video incelemesi yaparak kameraya daha yakından bakıyoruz. Bu modelin Türkiye piyasasında oldukça meraklısı olduğunu biliyorum ve incelemenin faydalı olacağını düşünüyorum. Herkese iyi seyirler.
22 Nisan 2015 Çarşamba
SONY XPERIA Z3 DETAYLI İNCELEME
Sony'nin amiral gemisi Z serisisinin son üyesini aldım elime, enine boyuna inceledim arkadaşlar. Şu ana kadar Samsung, LG, Nokia gibi dev markaların en üst seviye modellerini kullanmış biri olarak, Z3'ü hepsinden fazla beğendim. Daha önceki telefonlarımı da hep severek kullanmışımdır ama illa ki birkaç eksik, beğenmediğim birkaç özellik de gözüme batmıştır. Mesela kamerası mükemmeldir, tasarımı kötü, tasarımı güzeldir ama çizilmeye karşı dayanıksızdır vb. Z3'de ise bu problemlerin hiçbirini yaşamadım. Tasarımı, kaliteli kasa yapısı, mükemmel kamerası, net ve yüksek çıkışlı ses kalitesi, remote play özelliği, Android oyunlarındaki performansı ve radyosu beni benden aldı bu telefonun. Ama kadı kızında bile kusur bulmak gerekirse, şarj yerinin kapağı pek hoşuma gitmedi diyebilirim. Ama o kadar da büyütülecek bir şey değil, özellikle kusur bulmak için aradığımda buldum bu eksikliği. Bir de Note 3'ten sonra ekran biraz ufak geldi ama bu da Note gibi bir modelden sonra hangi markaya geçilirse geçilsin yaşanabilecek bir durum sanırım. Ayrıca, ekran küçük kaldı ama cebime de rahat rahat sığıyor, Note 3 gibi bombe yapmıyor. Oturunca bir yerlerime batmıyor vs. Note telefonunun kalemini de ekleselermiş bu cihaza, bence piyasada eline su dökebilecek başka bir telefon kalmazdı. Bak o kadar anlattım anlattım en önemli 2 özelliğini atladım aletin. Su ve toza karşı dayanıklı olması ile şarjının inanılmaz derecede uzun gitmesi. Ben aklıllı telefonlar içinde bu kadar şarjı uzun giden telefon görmedim. Hele ki oyun falan oynamıyorsanız, nette de çok dolaşmıyorsanız, "alo" demekle bitmeyen, ne zaman şarj ettiğinizi unutturan bir pili var cihazın. MÜKEMMEL. Bir de yağmur altında teli ıslanmayacak bir yere saklma çabası da yok, hatta açın yağmurda fotoğraf çekin. Neyse, artık kendisi hakkında düşündüklerimi bir kenara bırakıp, hakkını vererek çektiğime inandığım inceleme videosuyla başbaşa bırakmak istiyorum sizi.
Umarım beğenmişinizdir. Lütfen bloğuma yada youtube kanalıma abone olmayı unutmayın. Tekrar görüşmek üzere.
16 Nisan 2015 Perşembe
EN SON NE OYNADIM 5?
Son zamanlarda otomobil yarışları gündemimden düşmüyor. Assetto Corsa her daim favorim, bir yandan da Ps 4'de Driveclub'a başladım. Assetto Corsa için çok şeyler yazmıştım zamanında, biraz Driveclub hakkında yazacak olursam, öncelikle kimi oyuncuların ve eleştirmenlerin yerden yere vurduğu kadar kötü bir oyun olduğunu düşünmediğimi söyleyebilirim. Oynanış arcade tarzında, evet bu simülasyon tutkunlarının pek sevmediği bir durum, özellikle de konsollarda Gran Turismo ve Forza serilerine alışık olanlar için biraz yadırganacak bir tarz. Ama oyun o kadar da arcade değil, yani bir nfs kadar bas gaza oraya buraya çarp geç tarzında değil, yolunuzda doğru gitmeye çalışıyorsunuz. Ayrıca araç içi kamera sistemi ve dinamik hava efektleri çok başarılı, işte bu nedenlerle oynanmayı hak ediyor bence. Oyunda beni en çok kızdıran ve saçma bulduğum özellik ise siz ne kadar doğru gitmeye çalışsanız da diğer araçların size gelip sürtünmeleri, çarpmaları gibi pek çok tahrik edici unsuru bulunduruyor olması. Bu kısım olmasaymış daha eli yüzü düzgün bir oyun olurmuş kanaatindeyim. Bu oyun hakkında söylemek istediklerimi özetleyecek olursam, bir Gran Turismo yada Forza serisi olmadığını ve konsollarda bu kalitede oyun bekleyenleri şimdilik tatmin etmediğini söyleyebilirim. Bu oyun Playstation'da Gt severleri bir nebze oyalayacak bir tadımlık oyun bence, ama Playstation'un tanıtım aşamasında gösterildiği gibi çok büyük umutlarla çıkarılmasına rağmen, asla bir Gt serisinin yerini dolduramayacak hatta yanından bile geçemeyecek kalitede, onu da bilin. Ama dediğim gibi Gt serisini bir yere bırakacak olursak bir süreliğine Ps 4'deki yarış kıtlığını gayet iyi dolduruyor, tabii sadece Gt gelene kadar.
Konsolu bir tarafa bırakırsak, benim açımdan Pc cephesinde şu an oynadığım ve övebileceğim herhangi bir oyun yok. Sadece Assetto Corsa ve Project Cars'a bakıyorum, onun dışında Pc cephesinde yeni bir oyun oynamadım. Bunda bilgisayarımın bozulup tamire gitmesi de etkili oldu tabii. Bilgisayarım servise gidince android oyunlarına sardım bir süre. Gelin android oyunlarını 3. paragrafta konuşalım.
Android'de keşfettiğim basit ama saran küçük oyunlardan başlayacak olursam. Öncelikle Traffic Racer'ın gönlümde taht kurduğunu söyleyebilirim. İzometrik bakış açısıyla oynanan bu oyun trafikte envai çeşit makaslar attığınız ve ne kadar iyi makas atarsanız o kadar çok para toplayıp daha güzel arabalar aldığınız bir oyun. Beni bayağa sardı. Videosu da aşağıda. İzleyin bakın, eminim sizin de ilginizi çekecektir.
İkinci Android oyunum ise Can Knockdown. Elinize toplar alıp sürükle bırak yöntemiyle attığınız ve farklı şekillerde dizilmiş konserve kutularını devirmeye çalıştığınız bu oyun da oldukça eğlenceli ve uzun saatler vaat ediyor. Onun oynanış videosu da aşağıda efendim.
Bu yazımda son olarak bahsetmek istediğim diğer bir Android oyunu ise Zombie Hq. Gene izometrik bakış açısıyla oynanan bu oyunda, birbirinden farklı haritalarda birbirinden farklı zombi türlerini alt etmeye çalışıyoruz. Silah ve ekipman geliştirme özellikleriyle ve de level atlama tarzıyla benim oldukça hoşuma gitti. Mutlaka bakın. Üstelik oynaması ücretsiz. Videosu mu? O da aşağıda.
Sağlıcakla kalın dostlar.
Etiketler:
Android,
Android Oyun Tavsiye,
Android oyunları,
Assetto Corsa,
Can Knockdown,
Driveclub,
En Son Ne Oynadım?,
İzometrik Oyunlar,
Pc,
Playstation,
Project Cars,
Traffic Racer,
Zombie Hq
5 Mart 2015 Perşembe
Bir Ses Böler Gece'yi (Ahmet Ümit)
Merhaba dostlar. Bugün söz verdiğim üzere Ahmet Ümit'in Bir Ses Böler Gece'yi adlı eseri hakkında yazacağım. Romanımız kısa ve Ahmet Ümit'in muhteşem diyebileceğim yazım diliyle hemencecik okunuveriyor. Ben kitap bittiğinde "Hadi ya nasıl bitti mi şimdi? Diye üzüldüm. Kitabın arkasına falan dikkatle baktım acaba sayfa falan atladım mı diye.
Kitabın başlangıcı bir korku filmini aratmayacak şekilde ürpertici ve öyle ustalıkla yazılmış ki resmen karakterle beraber soluk alıp veriyorsunuz. Kitap biraz politik olaylara falan giriyor sonra, politik işleri sevmediğim için bu kısma girmek istemiyorum ama alışık olduğumuz Ahmet Ümit polisiyelerinden biraz farklı olduğunu ve daha çok normal bir roman havasında olduğunu söyleyebilirim. Kitapta beni en çok etkileyen 2 şeyden biri oldukça akıcı ve merak uyandıracak şekilde yazılması, diğeri de karakterin içsel konuşmalarının ve hatıralarının çok iyi yansıtılması diyebilirim.
Kitapta Ahmet Ümit'in Patasana'sında olduğu gibi iki ayrı öykü anlatılıyor ve sonunda bu iki öykü ustalıkla birbirinin içine yediriliyor. Kitabın sonu ise Ahmet Ümit'te alışık olmadığımız bir şekilde birazcık okuyucuya bırakılmış. Ben kitabın kapağını kapattıktan sonra bayağa bir düşündüm ve kendimce bir sonuca vardım. Her okuyucunun da kendine göre sonuçlar çıkartacağına eminim. Son olarak Ahmet Ümit'in bu kitabını da çok beğendim ve benim için ayrı bir yere koydum diyebilirim. Birileri benden kitap önerisi istediğinde ilk sıralarda tavsiye edebileceğim bir eser olarak gönlümü feth etti. Bloğumda da paylaşarak, bu kitabı okumanızı tavsiye ediyorum.
Bunun dışında Ahmet Ümit'in eski eserlerinden de birkaçını daha aklıma gelmişken tavsiye etmek istiyorum. İlk sırada Patasana var. Mutlaka okuyun. Sonra gene bir politik polisiye Kukla, onu da okuyun. Başka başka Beyoğlu Rapsodisi, Şeytan Ayrıntıda Gizlidir ve Aşk Köpekliktir'e de mutlaka bakın.
Evet tekrar görüşmek dileğiyle arkadaşlar.
1 Mart 2015 Pazar
Agatha'nın Anahtarı (Ahmet Ümit)
Ahmet Ümit'i çok severim ve polisiye yazmasına karşın kitaplarında gördüğüm edebi üslup ile benim için ayrı bir yerdedir. Bugün sizlere son okuduğum kitabı hakkında düşüncelerimi yazmak istiyorum.
Bu sefer elimizde bir polisiye öykü kitabı var ve kitaba ismini veren Agatha'nın Anahtarı adlı öykü ile başlıyor. Açıkçası ben en çok da bu hikayeyi beğendim. Bir okur olarak eleştirilerime gelirsek eğer, sonrasındaki hikayeleri Ahmet Ümit gibi bir yazar için biraz sığ buldum. Bu kitap başka bir yazarın elinden çıksa beklentilerimi daha düşük tutacağımdan sanırım daha fazla tatmin ederdi beni. Ama Ahmet Ümit'in diğer hikaye kitapları olan Aşk Köpekliktir ve Şeytan Ayrıntıda Gizlidir'e göre öyküler biraz basite kaçmış gibi geldi. Fakat yine de vaktimi boşa harcattığını düşünecek kadar insafsız değilim. Kitabı tek başına değerlendirirsem okunmaya değer olduğunu söyleyebilirim.
Şu anda da elimde gene bir Ahmet Ümit kitabı olan Bir Ses Böler Gece'yi var. Yarısını çoktan geçtim. Bu kitap hakkındaki düşüncelerim ise daha şimdiden çok çok olumlu. Bitirince bu kitaba da hemen değinmek istiyorum ki Ahmet Ümit gerçekten döktürmüş bu romanında. Yazara büyük bir saygı duyarak çeviriyorum her sayfayı.
Evet. Şimdilik bu kadar. Başka bir yazıda görüşmek üzere dostlar, sağlıcakla kalın.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)